İçeriğe geç

Rainbow Mountain – Peru

Rainbow anılarımdan önce Güney Amerika gezime başladığım Havana ve devamında yayınladığım Machu Picchu gezi yazılarımı okumanızı öneririm.

Adana Havalimanı’ndan Cusco’ya varmam 5 uçakla 2 günümü almıştı. Havana ve Machu Picchu anılarımı okuyanlar bu yolculuğun ne kadar zorlu geçtiğini hatırlayacaktır. Cusco şehir merkezinde geçen yarım günün ardında sabah çok erken saatlerde hayallerin zirvesine Machu Picchu’ya yolculuk etmiş aynı gün gece 23:00’de Cusco’ya otelime geri dönmüştüm. Cusco gezimi planlarken bu kadar güzel yerleri 5 günde tamamlayamama korkusuyla her geziyi dinlenmeden ard arda yapmayı düşünüyordum. Machu Picchu dönüşüne de aslında 12 günlük gezimin en zorlu rotasını eklemiştim “Raibow Mountain”.

Tüm Asya ve Güney Amerika gezilerimde merkeze en yakın, tek kişilik ve en ucuz otel odasını booking.com yardımıyla ayarlıyorum. Gitmeden aklımdaki tüm soruları otel sorumlularıyla tartışıyorum ve ihtiyacım varsa tur önerilerini soruyorum. Bu görüşmeleri Booking üzerinden yaptığım için bana cevap vermek zorunda kalıyorlar ve her türlü dolandırıcılık ihtimaline karşı her şeyi kayıt altına almış oluyorum.

Cusco için de en uygun oteli bulup düzenlediği ucuz turlardan faydalanmıştım. Machu Picchu dönüşü Mt. Rainbow’a gitmek üzere 2 saatlik uykudan sonra gece 03:00 gibi otelimin ayarladığı tur firması beni aldı. Önce küçük bir takside yola başladık, sonra küçük bir minibüsle devam ettik, en sonunda da 50 kişilik bir otobüse toplanıp asıl yolculuğa başladık. Otelden Rainbow dağının olduğu kamp alanına varmamız yaklaşık 4 saatimizi almıştı ve tek başıma olduğum için bana otobüsün en havalı ama en zorlu koltuğu ayrılmıştı.

Şöförün yanındaki tekli koltukta oturuyordum ve koltukta ne bir emniyet kemeri ne de tutunacak bir kulp vardı. Yolculuk uzun, şöför çılgın ve yollar çok kötüydü. Uykusuzdum ve burada tutunamadan uyumam imkansızdı. Çünkü her frende öndeki soğuk cama deyim yerindeyse yapışarak uyanıyordum. Uyumamanın acısı gün içinde çıkacaktı.

Tur kapsamındaki sabah kahvaltısı için küçük bir kamp alanına gelmiştik. Güzel bir kahvaltı beklerken o an yeni anladığım geleneksel Peru kahvaltısı önümüze konulmuştuk. “Kahve, reçel ve yağ.” Yani biraz sonra saatler süren bir tırmanış yapacaktık ve bunlarla doymamızı bekliyorlardı. Tabi adamların kültürü buydu, itiraz edemedik ve birbirimizle yarışırcasına önümüzdekinden en fazla payı mideye indiren olmaya çalıştık.

Kahvaltıdan sonra kamp alanında tur rehberimiz İspanyolca bilmeyen var mı diye sordu ve yaklaşık 50 kişi arasından sadece ben el kaldırdım. Bana bakıp İspanyolca konuşmaya devam ettiler ve tur boyunca da tek kelime İngilizce konuşulmadı. İspanyolca bilmeden Güney Amerika’ya gelmek İspanya’ya gitmekten çok daha zordu ve buraya gelmeden zaten bunu göze almıştım. Kamp alanında tırmanışla ilgili İspanyolca bilgiler verildikten sonra otobüslere binip koruma altındaki dağın eteklerine yarım saat içinde ulaştık. Otobüslerden indikten sonra İspanyolca verilen motivasyon konuşmasına ortak oldum ve tırmanışa başladık.

Dağa çıkan yolun girişinde köy halkı atlarıyla bekliyordu ve grubun çoğunluğu tırmanışa at üstünde başladı. Bana bu fikir ilk başta anlamsız gelmişti çünkü altı üstü 8 km tırmanacaktık. Ama inatla kabul etmediğim bir sorunum vardı o da yüksek irtifa hastalığı. Düşük oksijen seviyesi nedeniyle irtifa kazandıkça daha derin nefes almak ve daha yavaş hareket etmek gerekiyordu. Vücudunuzun bu duruma alışması 4-5 gün kadar zaman alabiliyor. Cusco’ya ilk indiğimde yani 3400m’de bu durumu çok net hissetmiştim ama yol yorgunluğundan olabilir diye önemsememiştim. Machu Picchu ise Cusco’ya göre daha düşük irtifada olduğu için (2400m) 2. gün o kadar da rahatsız olmamıştım. Ama Rainbow zirvesi 5200 metreydi ve tüm bu uykusuzluk, açlık ve sırtımdaki drone ekipmanlarının ağırlığı beni tırmanış ortasında yere yıkacaktı.

Yaklaşık 2km yürüdükten sonra önce titremeye başladım sonra da mide bulantısı yaşayıp tamamen güçten kesildim. 1 km bu şekilde direnmeye çalışsam da en sonunda kontrol edemediğim bir şekilde yere yığılmıştım. Yani ben yere yığıldım ama herkes aynı yorgunluğu yaşadığı için kimse gelip neyin var bile demedi. Yatar pozisyonda biraz dinlendikten sonra nefes nefese ayaklanıp bir taşın başına oturdum ve yanımdan geçen köylüden at bulmasını istedim. Bu irtifada yaşayan insanlar halimize gülüyordur diye düşünüyorum. Ata bindim ve yolculuğa kaldığım yerden devam ettim. Ama atın üstünde bile nefes alamıyordum ve inanılmaz bir baş ağrısı başlamıştı. Vücut verebileceği tüm alarmları veriyordu ama yolumuz daha çok uzundu. Aşağıdaki videoda nasıl derin nefes aldığımı duyabilirsiniz.

Bazı noktalar çok dik olduğu için inip yürümemiz gerekiyordu ve yüksekliğimiz arttıkça yürümek hiç de kolay olmamıştı. Ben atın üstünde nefes nefese kalmışken düşük oksijen seviyesine alışkın yerliler için her şey çok normal görünüyordu. Biz ayağımızda son model botlarla at üstündeyken onlar terlikleriyle bizi dağa ulaştırmaya çalışıyorlardı. Bunu görüp kendimden utanıyordum ama gerçekten yapabileceğim birşey de yoktu.

At üstünde geçen tırmanışın ardından kalan dik 1 km’lik tırmanış için inip yola koyuldum. O tırmanışı sürünerek yaptığımı söylemekten gurur duyuyorum çünkü hayatımın en renkli manzarası karşımdaydı. Burası Peru gezi rotaları arasına yaklaşık 2 yıl önce dahil olmuştu ve fotoğraflarını gördüğümde beni en az Machu Picchu kadar heyecanlandırmıştı. Düşünün dün ve bugün vardığım 2 nokta bir insanın hayallerinin en tepesinde yer alacak nitelikteydi.

Dağı karşıdan gören tepeye doğru tırmanmaya devam ettim çünkü o meşhur pozlar oradan çekiliyordu. Bu arada hava sıcaklığı 0 C civarındaydı ama hareket halinde olduğum için bunu çok hissedememiştim. En yüksek noktada fotoğraf için durduğum anda bu soğuğu doyasıya hissetmiştim ama önemi yoktu çünkü karşımda hayallerimin en renkli zirvesi duruyordu. Bu tepeye çıktığımda bir sürpriz daha beni bekliyordu. 1 gün önce Machu Picchu’dan trenle dönerken yan yana oturduğum Antonio ile bu zirvede yeniden karşılaşmıştık. Kendisiyle 2019 yılında Guatemala turu için sözleşmiştik ve hala arada sırada geliyorsun değil mi diye soruyor.

DSC01878

Bu tepede ayrıca yerli çocuklar da fotoğraf çekinmek için bizi bekliyordu. Yanaklarından ısırmalık bu çocuklarla manzara daha da renklenmişti.

Yeterince fotoğraf çekip Antonio ile vedalaştıktan sonra inişe geçtim. Tabii buraya kadar sırtımda drone taşımışken bir video çekmeden dönmem haksızlık olurdu ve aşağıdaki görüntüleri anı defterime büyük bir keyifle kaydettim. Arkamızda bizimle aynı yükseklikteki karları görünce bu tepenin de ne kadar soğuk olduğunu anlamanızı umuyorum.

Tırmanışa kalabalık bir tur ile başlamıştım ama zirveye vardığımda turdan kimseyi görmüyordum. Bu durum baya telaş yapmama neden olmuştu. Çünkü dönüş saatini de İspanyolca sorunum yüzünden soramamıştım ve yorgunluktan zaman kavramımı yitirmiştim.

Dönüş yolunda at kullanmak istememiştim. Zaten yokuş aşağı inecektik, yavaş yavaş inerim diye düşünüyordum ve sonuna kadar atsız devam ettim. Bu arada dönüş yolunda turdaki insanları görünce içim baya rahatladı. Geç kaldım diye düşünürken at sayesinde baya hızlı yol almışım. Dönmek için yeterince zamanımın olduğunu düşünerek bir kaç kez daha drone uçurdum ve inişe devam ettim.

IMG_7273

İnerken git gide mide bulantım ve baş ağrım artmaya devam ediyordu ve her tırmanış maceramda olduğu gibi iniş tırmanıştan çok daha zor geçiyordu. Sonunda girişe vardığımda otobüste bekleyen 2. rehbere durumumu anlatıp oksijen tüpü bulmasını rica ettim. Oksijen tüplerini diğer rehber tırmanışa götürdüğü için bana başka bir alternatif sunacağını söyledi ve yandaki otobüsten bir tüp losyon getirip elime döktü. Yani ilk başta güven vermeyen bir yöntemdi ama elimi burnuma götürdüğüm anda bir mucize olmuştu. Kahkahalar atıyordum ve baş ağrım hafiflemiş, nefes alışım düzelmişti. Diğer otobüs şöförleri benim etrafıma toplanıp kokladığım losyonun neden yapıldığını anlatmaya çalıştılar fakat ortada ortak bir dil olmayınca kimse birşey anlamamıştı.

Sonuç olarak sorun çözülmüştü ama keşke bu yöntemleri dağa çıkmadan birileri anlatsaydı veya rehberin yanındaki oksijen tüpünü tırmanırken kullanabilseydim. Belki de bunları duymak için vücut dili yetmiyor İspanyolca bilmek gerekiyordu.

1 saat sonunda turdaki diğer kişiler de otobüse dönmüştü ve o sihirli losyondan onlara da ikram edilmişti. Sonrasında öğlen yemeği için aynı kamp alanına dönüş yaptık. Bu sefer kahvaltıya nazaran nefis bir menü bizi bekliyordu ve kurtlar gibi acıkmış karnımızı güzelce doyurup dönüş yoluna koyulduk.

Zor da olsa hayallerin en renklisi gerçek olmuştu.

Peru kültürü yani İnkalar beni kendilerine hayran bırakmaya devam ediyordu. Bir gün önce Machu Picchu bir gün sonra Moray ve Salineras, sonrasında Pisac hayallerin en büyüğü olacak nitelikteydi ve hepsi sırayla gerçek oluyordu. Darısı sizlere olsun.

Başka başka gerçek olmuş zirvelerde görüşmek dileğiyle…

Birhan Uğuz

1 reply »

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

birhayaldi

“You only live once; but if you do it right, once is enough” Mae West

%d blogcu bunu beğendi: