İçeriğe geç

Wadi Rum (Ay Vadisi) – Jordan (Ürdün)

Lale ile ortak zamanlarımızı ayarlayıp Ürdün için planlarımızı yapmaya başlamıştık. Okuduğum gezi rehberleri az çok Ürdün’de bizi nelerin beklediğini söylüyordu fakat biz hiç olmadık bir zamanda, Ürdün’ün en soğuk döneminde yola çıkmıştık. Çöl soğuğuyla ilgili endişeli ama hazırlıklı bir şekilde yola koyulduk. Ben Ankara’dan, Lale İstanbul’dan aynı gün fakat 2 saat farkla Amman’a ulaştık. Planımız Amman’dan araba kiralayıp Wadi Rum’a 3.5 saatte varmak ve geceyi orada geçirmekti. Amman’a varmadan önce araba kiralamakla ilgili gerekli web sitelerinden araştırmamı yapmıştım ama bir türlü sayfalardaki sınırlı bilgiye güvenerek rezervasyon yapamıyordum. Çünkü Amman – Akabe arasındaki yolun gece çok tehlikeli olduğu ve mümkünse gündüz yolculuk edilmesi gerektiği yazıyordu. Amman şehir merkezinin havalimanına 1 saat uzaklıkta olması nedeniyle akşam yolculuğunda kararlıydık. Bu yüzden kiralayacağımız arabanın da iyi olmasını istiyorduk. Bu nedenle alana iner inmez firmaları dolaşıp uygun araba arayışına başladım fakat fiyatlar son güne kalınca bir anda neredeyse 2 katına çıkmıştı.  Sonra umduğumdan biraz pahalıya gelse de Lale tam alana indiği anda uygun bir araba kiralamış oldum. Tahmini varış saatimiz 21.30-22.00 arasıydı.

Yollar gerçekten kötüydü; şerit çizgilerinin, aydınlatmanın, reflektörlerin olmadığı, olanların da çoktan eskiyip fark edilemeyecek halde olduğunu düşünün. Ayrıca karşıdan gelen sürücüler çok dikkatsizdi ve uzun farlarını hiç söndürmüyorlardı. Buraya kadar belki normal karşılanabilir ama ana yol üzerinde beklenmedik yerlerde hiç uyarı olmadan çok büyük kasislerin olması bizim yaklaşık 15 defa deyim yerindeyse uçarak seyahat etmemize neden oldu. 3,5 saat sonunda Wadi Rum’a varmıştık. Wadi Rum’a Bedevi çadırlarında konaklayıp, gündüz çöl safarisi yapmaya gelmiştik. Çöl’de onlarca kamp alanı vardı ve bizim konaklayacağımız Wadi Rum Sky Tours & Camp alanının ofisine arabamızı park ettik. Öyle ofis dediğime bakmayın, normal bir köy evindeyiz. Aslında bizi eve varmadan yolda birisi el feneriyle durdurmak istemişti fakat kendisinin kim olduğunu anlayamamış ve durmamıştık. Sonra bizi takip ettiğini ve eve yaklaşınca yanımıza gelip işaret ettiğini görünce tedirgin bir şekilde istediği yere arabayı park ettik. 3 adam bizi nazik bir şekilde eve buyur ettiler ve hemen o meşhur bol şekerli – baharatlı çaylarından ikram ettiler. Odanın ortasında kamp alanının sahibinin oğlu sevimli bir şekilde oynuyordu ama evin içinde hiç kadın görmememiz biraz ilginç gelmişti. Evet biraz tedirgin sohbete başlamıştık ama çok sürmeden güven ortamı kurulmuştu ve kamp süresince neler yapmak istediğimizi sormaya başladılar. Tam günlük çöl safarisi yapmak istediğimizi söyledik ve kişi başı 50 JOD’a anlaşıp kamyonetle kamp alanımıza doğru yola koyulduk. İlk başta arabanın farları açıktı ve çölün içlerine doğru ilerledikçe rehberimiz farları kapattı ve ay ışığı eşliğinde yüksek çöl tepelerinin arasından 15 dakika sonra kamp alanımıza ulaştık.

Kamp alanında 10 adet çadır ve yemeklerin yendiği ortak büyük bir çadır vardı. Kampta bizden başka misafir olmadığı için çadır içindeki ve wc’deki ışıklar yanmıyordu. Rehberimiz bir tepeye çıkıp güneş panellerlerinden elde ettikleri elektrik hattını açmıştı. Gelmeden önce Wadi Rum hakkında çok şey okumuştuk ama burada yaşadığımız o hissiyat çok farklıydı. Bu nasıl bir sessizlik ve huzurdu! Ay 1-2 gün içinde dolunay olmak üzereydi ve tüm vadiyi gündüz gibi aydınlatıyordu. Şansımıza hava da az bulutluydu ve yıldızlar çok net seçilebiliyordu. O kadar büyük bir boşluğun içindeydik ki birbirimize bakmıyorken konuştuklarımızı tam olarak duyamıyorduk. Sesimizin çarpıp geri döneceği bir yer olmadığı için konuştuklarımızı daha az duymak bize garip geliyordu. Bu hissiyatı yansımasız ses odalarında konuşmaya çalışanlar bilir ve bu odalarda çok uzun süre kalınması olumsuz psikolojik etkisi yüzünden önerilmez. Biz de bir an çok acayip bir huzur ama algı sorunuyla birlikte bir rüyanın içinde olduğumuzu birbirimize hatırlatıyorduk. Sonra birden kendimizi en yakın tepenin zirvesine tırmanırken bulduk. Manzara müthişti ve bol bol fotoğraf çekmek yerine anın tadını çıkardık. Elimizden ancak bunlar gelmiş;

Biz bu manzaranın tadını çıkarırken o boşluktan bir müzik sesi gelmeye başlamıştı. Yani tepelerin arkasında farklı kamplar mı vardı yoksa bizim rehber müzik mi açmıştı derken yavaş yavaş kamp alanına doğru inişe geçtik. Sonra ortak çadıra doğru yavaştan göz ucuyla baktık ki ne görelim Bedevi rehberimiz ateşi yakmış elinde uduyla mini konser veriyordu. Yani bizi yolda el feneriyle durdurmaya çalışan bu adamın sanatçı ruhu taşıması bizi çöldeki sessizlikten daha çok şaşırtmış olabilirdi. Tabi bu arada hava sıcaklığı 0 C civarında ve biz dışarda çok ama çok üşümüştük. Hemen ateşin başına geçip konseri yerinde dinledik ve ara ara küçük sohbetlerle geceyi tamamlayıp uykuya geçtik.

Sabah yorgunluğumuzun ve soğuğun etkisiyle istenilen saatten biraz geç kalktık ama çabucak hazırlanıp kahvaltıya geçtik. Rehberimiz dışında bir kadın ve bir adam daha yemek çadırına mutfak hazırlıkları için gelmişti. Kamp alanında bir kadın görmek içimizi daha da rahatlatmıştı. Beklediğimizden daha güzel bir kahvaltı ve yine bol şekerli çayımızdan sonra kamyonete binip safarimize başladık. 12 farklı noktayı gezecek gün batımına kamp alanına geri dönecektik. Gece öğrendik ki dün çıktığımız tepenin önündeki tepeden gün batımı harika görünüyormuş. Gece kamyonetin içinde yolculuk etmiştik, gündüz ise manzaranın tadını çıkarmak için kasaya minderlerimizi serip kurulduk. Uçsuz bucaksız bir çölün içinde yollar hiç bitmiyormuş gibi hissediyorduk ve ne şanslıyız ki kış sezonu nedeniyle koskoca vadide bizden başka yalnızca 4 çift vardı. Genelde turistik bölgelerde fotoğraf çekinebilmek için girilen kuyruklardan hep rahatsız olmuşusuzdur.

Wadi Rum önemli filmlerin seti olarak çok kez kullanılmıştı ve aslında benim ilgimi The Martian (Marslı) filmini izledikten sonra çekmişti. Sadece Petra için Ürdün’e gelmek o kadar cazip gelmiyordu ama Wadi Rum’da geçirilecek 2 gece ertelediğimiz Petra yolculuğumuza da hız kazandırmıştı.

Safarimize ilk olarak “Lawrence’s Spring” den başladık. Çölün ortasında içme suyunun sağlandığı ve develerin toplanarak burada sulandığı bir vadi düşünün. Rehberimiz bizi burada yarım saat bırakarak öğlen yemeği için köye dönmüştü ve bizde duramadık tepeye doğru tırmanışa başladık. Aslında diğer göreceğimiz yerlere göre basit bir yerdi ama ilk heyecanla burada onlarca fotoğraf çektik.

Rehberimiz döndükten sonra bizi “Sand Dunes” bölgesine bıraktı ve zorlu bir kum tepesi tırmanışından sonra harika bir manzara bizi bekliyordu. Burada da onlarca fotoğraf çektikten sonra kum tepesinden topuklarımıza basa basa inmeninin keyfini yaşadık. En son kumda çocukken oynadığımızı hatırladık. Bu nasıl çocuksu keyifti böyle.

Sonra “Marslı” film setine yakın altı oyulmuş bir bölge olan Wadi Rum Bridge bölgesine vardık. Burada tabi ne zamandır hayalini kurduğum gibi yol arkadaşımı yani dronumu havalandırdım ve aşağıdaki videoyu anılar arasına ekledim. Rehberimiz o sırada Kanada’yı gezdiğinden, ne kadar modern ve özgür bir ülke olduğundan bahsediyordu. Yani kültür abidesi bir Bedevi bulmuştuk ve içimiz saatler ilerledikçe daha da rahatlamıştı. Tabi ilk defa drone gördüğü için “Subhanallah, Maşallah” gibi tepkileri de gülümsememize neden olmuştu.

DJI_0012

Bridge bölgesinden sonra “Anfashieh inscriptions” diye adlandırdıkları vadiye ulaştık. Vadi içerisinde 2500 yıllık Nebatilerden kalma duvar resimleri bulunmaktaydı. Duvar resimlerinin dışında dağın yüzey şekli de görülmeye değer bir yer olmasını sağlıyordu.

Yolumuzun üzerindeki mantar şeklinde kaya oluşumunun da önünde fotoğraflarımızı çektirdik.

Bu bölgeden sonra öğlen yemeğini yiyeceğimiz bölgeye doğru yola koyulduk. Sonra bir anda durduk ve rehberimiz uzaktaki bir dağın tepesinde çok büyük bir köprü daha olduğunu ve oraya 3 saatlik bir tırmanıştan sonra ulaşabileceğimizden bahsetti. Tabi biz kısacık zamanımızda bu etkinliği yapmak istememiştik.

Sonra bir tepenin gölgesine durup topladığımız kuru çalılardan ateşimizi yakmaya başladık. Yardımlaşarak tavada etli (Lale için etsiz) ve bol domatesli yemeğimizi pişirip soframızı kurduk. Farklı olan şeyler çoğu zaman keyif verir ve galiba çölde hazırladığımız bu yemeğin keyfini hiç unutmayacağımız anı listemize eklemiş olduk.

Keyif veren sofradan sonra büyük bir vadinin içinde yürümeye başladık. Vadi önce basit görünüyordu ama sonra bir anda kendimizi dik kayalara tırmanırken bulduk. Tırmanıştan sonra daha güzel bir geçit bizi karşıladı. Burada da onlarca fotoğraf çektikten sonra aracımıza doğru yürümeye başladık. Çölde uzun süre kaldıktan sonra gözlerimizde bir sorun fark etmeye başladık. Herşeyin rengi daha bir mavimsiydi artık. Ayağımdaki siyah ayakkabı bile mavi görünüyordu. Tabi sebebi uzun süre sarı renge baktıktan sonra gözün sarı renge tepkisi azalmış ve görünür bölge spektrumunun maviye kayan bölgesini daha yoğun bir şekilde algılanmasına sebep olmaktaydı. Aslında bu da farklı bir deneyimdi, hoşumuza da gitmiş farklı kamyonetlerin veya elbiselerin renklerini tahmin etmeye çalışıyor, gözümüzü kısa süreli kapatıp tekrar aynı renge baktığımızda nasıl bir değişim olduğunu gözlemlemeye çalışıyorduk.

Vadiden sonra “Burdah and Um Frouth Rock Bridge” bölgesine yani daha büyük bir köprüye varmıştık.  Aslında buraya tırmanmak hiç kolay olmamıştı. Düz bir kayanın yüzeyine kazılmış ceplerden kaymadan tırmanmanız, sonra da bir insanın zor sığabileceği bir geçitten yan yan tırmanarak tepeye çıkmanız gerekiyordu. Tepeye vardığınızda da köprü oldukça yüksek kalıyordu ve tedirgin bir şekilde fazla yer değiştirmek istemiyordunuz. Buraya vardığımızda vadideki tüm turistlerin şans eseri orada olması fotoğraf çekmemizi biraz zorlaştırmıştı ama dronun yardımıyla uzaktan kendimizi çekmeyi başardık. Lale’yi ilk defa burada tedirgin görmüştüm, galiba biraz da yorulmuştuk ve çıkmadan bir rehberin çok tehlikeli olduğundan bahsetmesinden etkilenmiştik. Tepeden düşmeden inmeyi başardıktan sonra çay molası vereceğimiz bir Bedevi çadırına konuk olduk. Bol şekerli çayımızı içtikten sonra şu an ismini hatırlayamadığım diğer bölgeleri de sırayla gezmeye devam ettik.

Kampa dönmeden önce özel ricamızla uygun bir kum tepesi bulup kayak yapmak istemiştik. Hayatımda bir kere karda kayak yapmaya gitmiştim ve bu nasıl soğuktur arkadaş diyerek kayak takımlarını çıkarıp ateşin başında çayımı yudumlamayı tercih etmiştim. Yani soğuk aktiviteler bünyeme çok uygun değildi ama çölde kayak fikri beni de çok cezbetmişti. Günün tüm yorgunluğuyla kum tepesine çıkmaya başladık ve önce Lale sonra ben tek başımıza snowboard ile kaymaya çalıştık. Kaymak aslında çok keyifliydi ama tahtayı zirveye yeniden çıkarmaya çalışmak oldukça büyük bir eziyete dönüşmüştü. En son Lale ile aynı tahtaya oturup kaymaya çalıştık ve galiba en keyiflisi de bu olmuştu. Çocuklar gibi şendik ve tabiki de oldukça pasaklı. Heryerimiz kum dolmuştu ama hayallerimizi yaşamayı seçmiştik, kirlenmekten çekinmiyorduk.

Sonra gün batımı için kamp alanına döndük ve bir tepeye daha zor da olsa tırmandık. Aşağıdaki drone videosunda görüldüğü gibi muhteşem gün batımını izleme şansını yakalamış olduk.

Aslında o kadar yorulmuştuk ki gün batımından sonra o tepeden iniş yolunu bir türlü bulamamıştık. Gezilerde gündelik hayattan onlarca kat fazla bünyemizi zorluyoruz. Bu nedenle acıktığımız ve yorulduğumuz anda karar mekanizmamızın nasıl dağıldığını onlarca kez gözlemledik. Lale ile gitmeden bu durumu konuşmuştuk tabi. Acıkacağız, yorulacağız, gerginleşeceğiz ve doğru kararlar veremeyeceğiz. Bu gibi durumlarda yapılması gereken  bir köşeye oturup sakin olmaya çalışmak ve varsa enerji verebilecek birşeyler yemektir. Yanımızda yiyecek yoktu ama sakin olup o tepeden iniş yolunu bulmayı bir şekilde başarmıştık. Aşağı indiğimizde çok farklı yerden tırmanmaya başladığımızı farkettik. Yani gerçekten yorgunluğun etkisiyle olmadık yerlerde yolumuzu arıyorduk.

İndikten sonra yemeğimizi yemek üzere kampa döndük ve rehberimizin mini konseri eşliğinde çayımızı da içtikten sonra gecenin sessizliğinde çölde kısa bir yürüyüş yapıp bir noktada ayakta sessiz bir şekilde bir nevi terapi yapar gibi yıldızları izledik. Bu sessizliği gerçekten bir daha yaşamak istediğimizi defalarca dile getirdik. Orada doğal olanın kalbinde şehirdeki kaygılarımızın hepsini unutmuş ve huzur bulmuştuk.

“Hakkımda” kısmında her türlü sorunun cevabını bilimde bulmakla ilgili sözlerimi hatırlarsanız gün doğumunda neden huzur bulduğumuzu ve gün batımında neden hüzünlendiğimizi Evrim Ağacı sitesinden alıntıyla açıklamak isterim (Daha detaylı bilgi için Sapiens kitabını okuyunuz);

“Çünkü Bizler, Halen Avcı Toplayıcı Bedenler İçerisinde Yaşayan ”Modernleşmiş” Bireyleriz!

Sabahları gün ağarırken kuş seslerinin verdiği rahatlama hissinin, ilkel atalarımızdan yadigar “Nereden tehlike geleceği belli olmayan karanlık gece bitti” huzuru olabileceğinin farkında mıyız? Ya da gün batarken yaşanılan hüznün “Nereden tehlike geleceği belli olmayan karanlık gece yine başladı” üzüntüsü olabileceğinin farkında mıyız? İlkbaharda çiçek açan kırların ilkel atalarımızdaki karşılığı bol yiyecek ve doğacak çocukların hayatta kalma garantisi iken, ruhu ve kültürü şehirli, duygulara yön veren hormonal sistemi hala avcı toplayıcı olan bizlerin zihninde rengarenk kırlar kaynağı belirsiz bir mutluluk olarak zuhur ediyor. Atalarımızın avcı toplayıcı olarak yaşadığı dönemde, yırtıcı hayvanları bizden uzak tutacak ateşin, ruhumuzun derinliklerine işlediği güven ve huzur hissini bugün modern villalarda şömine ateşiyle simule etmeye çalışıyoruz.”

Yine güzel bir geceden sonra kahvaltımızı yapıp, rehberimize teşekkürlerimizi sunarak Nebatilerin kayıp şehri Petra’yı görmek üzere yola koyuluyoruz.

Biz bir hayalin içindeyiz, gerçek olması ve başkalarının da hayali olması için gezmeye devam ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki insan hayalleri kadar yaşar…

Birhan Uğuz

*Evrim Ağacı 

1 reply »

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

birhayaldi

“You only live once; but if you do it right, once is enough” Mae West

%d blogcu bunu beğendi: